24 Kasım 2010 Çarşamba

Büyükada Keyfi

Bayramın bir gününü de Büyükada sefasına ayırdım. Arkadaşlarla kalabalık bir gurup halinde ada yürüyüşü yaptık. Sahilde yapılan kahvaltının ardından Aya Yorgi'ye tırmanıp manzaranın keyfini çıakrdık. Hava hafif puslu hatta az biraz yağmurlu olsada sıcak yerindeydi. Dönüş yolumuzu adanın ormanlıkları içinden yapınca sonbaharın keyfini çıkarmak daha bir güzel oldu. İster faytonlarla ister yürüyerek adayı turlamak mümkün ama benim tavsiyem adayı birde ormanlık toprak yolların içinden dolanmanız. Faytonların beklediği meydandan eski yetimhaneye doğru yürüyüp ormanın içindeki yollarada gezebilirsiniz .


Yazın sıcak günlerinde de Büyükada'ya gidip yeşilin ve çiçeklerin keyfini çıkarıp bol bol resim çekmiştim ama yine yazmaya vakit ayıramamıştım. Yazın güzel günlerinden kalma gökyüzü parlak ve ışıl ışıl bir iki fotoğrafı da sizlerle paylaşıyorum. Demek ki her mevsim Büyükada'ya gidip sokakları arşınlanabilir.



Büyükada ile ilgili daha önceki yazım burada.


Alemdar (Tohum ve Toprak)


İstanbul Şehir Tiyatroları'nın yeni oyunlarından biri olan Alemdar, tarihi içerikli öyküsüyle yakın geçmişimize ait bir öykü. Orhan Asena'nın eseri Engin Alkan yönetmenliğinde sahneleniyor.
Son seyrettiğim çoğu oyunda sahne çok başarılı kullanılıyordu, bu oyundada durum değişmedi özellikle sahnenin altının kullanılması aşağı tabaka ve saray dünyası betimlemesine neden oluyordu. Sarayın arka planındaki dolaplarında sahne altına saklanması da güzel bir uygulamaydı.
Yakın geçmişimizi sergileyen bu oyun hakında daha falza bilgi için bu linke bakınız.

Yazan: Orhan Asena
Yöneten: Engin Alkan
Dramaturh: Sinem Özlek
Sahne Tasarımı: Gamze Kuş
Giysi Tasarımı: Duygu Türkekul
Işık Tasarımı: Mahmut Özdemir

OYUNCULAR
Amber Ağa: Erhan Abir
Alemdar Paşa: Can Başak
II. Mahmut: Serdar Orçin
Ramiz Efendi: Emrah Özertem
Lala Mehmet Bey: Hakan Arlı
Ayşe Sultan: Oya Palay
Kamertap: Yeliz Gerçek
Gülten Kalfa: Berna Adıgüzel
Naciye Kalfa: Çiğdem Gürel
Hünkâr İmamı Ahmet Ağa: Zafer Kırşan
Bayburtlu Süleyman - Bölük Ağası: Ümit Daşdöğen
I. Cariye: Aslı Altaylar
II. Cariye: Esra Karabaş
Tayyar Ağa - Ulak: Tolga Coşkun
Hurşit Ağa: Hüseyin Tuncel
Akağa: Murat Üzen

Cumalıkızık - Bölüm 3


Başlıktan çıkaracağımız sonuç şu ki bu şirin köyü 3. kez ziyaret ediyorum. Bayram tatili için uzun bir yolculuk planlamayınca yakın şehirlere günübirlik gezilerle tatilimi değerlendirdim. İlk durak Osmanlı dokusunu henüz kaybetmemiş olan Cumalıkızık. Ama sit alanı ilan edilen bu şirin yere bakılmazsa yakında güzelliği yok olup gidecek. Eski evlerin zamana kendi kendine dayanması çok zor, böyle çok turist çekerken bakımsız bırakılması da akıl alacak gibi değil.


Kendi aracınızla gidecekseniz yol tarifini çok iyi almanızı öneririm zira Cumalıkızık tabelasını görmek için sapacağınız yolun dibine gelmeniz gerekiyor. Bilmeyen çok kişi girişi kaçırabilir. Ama güzel haber otopark sorunu yok.

Neler yapılabilir kısmına gelince, Cumalıkızık girişinde her türlü reçellerden alınmalı, baklava zeytinyağlı sarmalarla atıştırma yapılmalı, gözlemelerin tadına bakılıp gezi sonrası bu güzel evlerden birinde kahve içilmeli. Bol bol resim çekip bu şirin yerin tadı çıkarılmalı. Daha fala bilgi için daha önce gittiğimde bloğumda anlattığım bu yazımdan öğrenebilirsiniz. Tıklayın

Ben görmedim, duymadım, bilmiyorum demeyin henüz güzelliğini kaybetmemiş olan Cumalıkızık'ı bir görün efenim.

11 Kasım 2010 Perşembe

Tehlikeli İlişkiler


Fransız yazar Choderlos de Laclos'un başyapıt sayılan kitabı Christoper Hampton uyarlamasıyla 1988 yılında en iyi uyarlama dalında Oscar almış. Şimdi bu eser Üsküp doğumlu Aleksandar Popovski yönetmenliğinde İstanbul Şehir Tiyatrolarında oynanıyor.

Oyundaki sahne dev ve hareketli aynalardan oluşuyor. Bu çarpıcı sahne kurgusu oyun içindeki akıcılıkla çok güzel bir hava yaratıyor. Öykü 18. yy sonlarında dönemin Fransız Aristokrasisini eleştiriyor ama günümüz güncel hayatına bile uyarlanabilecek bildik yüzyıllardır devam eden öyküler çakışması diyebiliriz. Yani tarihsel bir oyun ama bugün yaşananların aynısı.

Kostümlerini de çok başarılı bulduğum bu oyunda oyuncuların (sadece bir oyuncu hariç) performanslarıda gayet başarılıydı. Dancey karakterini oynayan genç oyuncu sahnede oyunun içine dahil olamayan, bakınca rolü yaşamayan tek kişiydi malesef. Diğer deneyimli isimlerin yanında göze batmaması imkansızdı zaten.
Ama izlemeye değer bu öykü ve sahneyi kaçırmayın.

Gizli Oturum


1694 yılında kazandığı Nobel ödülünü "Burjuva toplumun değerlerini temsil ettiği" gerekçesiyle reddeden varoluşluğun temsilcilerinden Jean Paul Sartre'nin yazdığı Gizli Oturum oyunu İstanbul Şehir Tiyatrolarında oynanmakta.

Oyun biraz durağan ve uzun sürüyor ama öbür dünyaya başka bir pencereden bakmaya yönlendiriyor. Bu ilginç hikaye bizi düşünmeye zorlayanlardan. İzleyip Jean Paul Sartre'nin kendi yarattığı evreni görmek gerek, cehennem kavramını birde böyle sorgulamak gerek.


Yazan : JEAN PAUL SARTRE
Çeviren : OKTAY AKBAL
Yöneten : ERGÜN IŞILDAR
Sahne Tasarımı : ERGUN IŞILDAR
Işık Tasarımı : ÖZCAN ÇELİK
Kostüm Tasarımı : GAMZE KUŞ
Yönetmen Yardımcısı : REYHAN KARASU-HANİFE SER-ENES MAZAK
Süre : 1 SAAT 30 DAKİKA 2 PERDE

OYUNCULAR
ECE OKAY IŞILDAR, ELİF ÖZGE ÖZDER, EMRE NARCI, ENES MAZAK, İSKENDER BAĞCILAR, OSMAN GİDİŞOĞLU

Fotoğraf: Tiyatro Dünyası

10 Kasım 2010 Çarşamba

Olympos Zirveleri

Fotoğraf Selahattin Tuncay

Bu aralar çok gezip az yazıyorum ama bahanem hazır "çok güzel geziyorum yazacak söz bulamıyorum". 29 Ekim tatilimi Olympos semalarında geçirmeye karar verdiğim için çok mutluyum üç gün zirvelerde dolanıp geri döndüm. Şimdi de zirve günlüğümden anıları sizlerle paylaşacağım hazır olun.


29 Ekim sabahı biraz rötarlı olarak Antalya'ya varınca buluşacağımızı grup YUDOSK dostlarının bir kısmı bizden önce yürüyüşe başlamıştı. Bizim gibi geç kalan diğer şanslı arkadaşlarla rehberimiz Türkiye Dağcılık Federasyonu Yönetim Kurulu Üyeliği yapmakta olan ve saymaya yetmeyecek sporcu ve dağcı kimliği ile Ömer Faruk Gülşen ile Çalbalı (Şalbalı) Dağı'na tırmandık. Kendisini tanıdığımıza sadece ben değil tüm arkadaşlar memnun olduk çünkü yol boyunca nasıl tırmanacağımız hakkında, ağaçlar, kuşlar , Çalbalı Dağı hakkında çokça bilgi aldık. Yani hem yürüdük hem kitap okuduk. Bu doğa dostu adam kütüphanelerde muhakkak bulundurmalı.



Çalbalı Zirvesi 1651 m, çıkmakta inmekte ayrı bir macera ama aklımızda kalan zirvedeki keyif. Zirve tırmanışına başlamadan uzaktan bakıldığında çıkılamaz gibi görünüyordu ama Ömer Faruk hoca hadi dedi ,güven veren bir hali vardı bizde peşine takıldık ve zirveyi gördük, zirve defterine 29 Ekim Cumhuriyet bayramımızda imzamızı attık.



Dönüşte otelimizde leziz bir yemek ardından ateş başında muhabbet, bu keyifli günün en güzel dinlencesiydi. Kaldığımız yerin her yeri limon, portakal ve narla doluydu. Anlayacağınız meyve servisi oturduğun yerden dala uzanıp direk tabağa.


30 Ekim günü rotamız 1936 yılında inşa edilen Gelidonya Feneri'ydi ve Yudosk dostlarıyla yola koyulduk. Güzel ve rahat bir parkur sonrası önce Korsan koyunun güzelliğine ardından denizden 227 m yükseklikteki fenere ve derin deniz manzarasına kavuştuk. Yol boyunca ağaçlıklar içinde ve deniz mavisi bu güzel parkurun tadı damağımda kaldı. Mis gibi sedir ağacı kokusunu sanırım çoktan özledim. Havada tahminimizden daha güzel olunca dönüşte kendimizi Olympos'un güzel sularına bıraktık. 30 Ekimde denize girebilmek ayrıca bir keyifti.

Olympos'ta denize girmeden çevredeki Olympos Anıtsal Mezarları kalıntılarını da ziyaret etmek gerek. Müze Kart'ınızla girip hem geziyor hemde denize yayılıp güneşleniyorsunuz.


Bu güzel günün akşamında da Olympos'a gidilip görmeden dönülmeyen Yanartaş'a serildik. Doğalgaz çıkışı ile yıllarca birçok efsaneye konu olmuş Yanartaş'da ateş başında müzik , muhabbet ve yıldızlarla dopdolu bir gece ile tüm yorgunluğumuzu üzerimizden sıyırdık.



31 Ekim günü Yudosk dostlarıyla ayrılma günümüz, bu doğasever güleryüzlü insanları tanıdığıma çok menun oldum, başka bir sema altında toplanabilmek umuduyla ayrılıp bu serbest günümüzde arkadaşlarımızla bir plan yaptık. Gözümüzü yine zirveye dikmiştik. Otelimizden görüp gözümüze kestirdiğimiz teleferikle çıkılabilen 2365 m yüksekliğindeki Tahtalı Dağı'na rotamızı çevirdik. Güzelliği ile bizi büyüleyen bu dağa adım attığım için çok şanslıyım. Nefes filmindeki sahnelere ev sahipliği yapan bu mekan bulutların üzerinde bir tarafı deniz bir tarafı dağlık manzarasıyla büyüleyiciydi. Dönmeden önce bu güzelliği de gördüğüm için cebimde güzel anılarla, fotoğraflarla, dostluklarla hatta gözüm gönlüm karnım tok yola koyulabilirdik artık.

Antalya'ya kaçkere gittim ama bu güzelliklerini görmemiştim, görülecek keşfedilecek çok yol, zirve ve koy var. Ruhlarınız için bu bedava ilaçları almayı unutmayın, yola koyulun kendinizi doğanın hediyesine karıştırın. Umarım ballandırarak yazmaya çalışıp kelimelere sığdıramadığım bu güzel gezimiz sizlerede rehber olur.

Ömer Faruk Gülşen hakkında bilgi için tıklayınız

Yudsok hakkında bilgi için tıklayınız.

Fotoğrafların altında isim olmayanlar bana aittir. İzinsiz kullanmanız hiç etik değil :)

28 Ekim 2010 Perşembe

Bedensiz Kadin


Hırvat topraklarında işlenilen cinayetlerin hinciyla bir grup Hırvat askerinin faşist davranışlarla giriştikleri katliamdan bir kesit, oyunda bambaska bir hikaye ile yasatiliyor. Bir hayat kadini, kanserli bir adam , annesi ve arkadaslari ilk dakikalarda bir araya getirilemiyen bu insanların ilişkisi oyunun sonuna doğru açiklaniyor. Oyun aslında bir adamın iç hesaplasması ki bu karaktere hayat veren Reha Özcan’ın performansı cok basarilı. Oyun genel olarak ağir bir havada ve her oyuncunun performansını iyi bulduğumu söyleyemem ama konusu acısından izlemek gerek.

Yazan: Mate Matisic
Çeviren: Füsün Günersel
Yöneten: Kazım Akşar
Dekor Tasarım: Şirin Dağtekin
Giysi Tasarım: Şirin Dağtekin
Işık Tasarım: Enver Başar
Müzik: Nurettin Özşuca
Asistan: Gökçen Tongut
Sahne Amiri: Reşit Arslan
Rol Dağılımı:

Reha Özcan, Ahenk Demir, Gılman Peremeci, Uğur Hakan Güneri, Gökalp Kulan

Beğendiğiniz Gibi



Bu oyun, Devlet Tiyatroları'nın yeni oyunlarından biri ve bana da ilk gecesine gitmek kısmet oldu. İzlerken Shakespeare eserleri seyretmeyi özledigimi farkettim, bence keyifli bir kadro ile keyifli bir oyun sahnelendi. Bu oyun müzikleri , kostumleri ve oyuncularının performanslarıyla çok guzeldi. Shakespeare repliklerini ezberlemek kolay iş degil ben iki cumleyi o hızla söylesem nefesim kesilir herhalde, bu nedenlede oyuncuları gıpta ile seyrettim.
Oyunun bir yerinde guzel bir supriz var ama sadece önde oturanlar nasiplenebiliyor.İste o süprizden bir dize "Tanrı bilir gozumle sevmiyorum ben seni. Çünkü sana baktıkca gozum bin kusur bulur."

Yazan: William Shakespeare
Çeviren: Orhan Burian
Yöneten: Hakan Çimensever
Dekor Tasarım: Işın Mumcu
Giysi Tasarım: Gülümser Erigür
Işık Tasarım: Akın Yılmaz
Müzik: Hakan Kılman, Melis Şeşen
Dans Düzeni: Handan Ergiydiren
Sahne Amiri: Mahsuni Yılmaz
Kondüvit: İ. Cem Dağlı
Işık Kumanda: Gökhan Gülçebi

Rol Dağılımı:
Ergun Akvuran, Zeynep Erkekli, Murat Karasu, Doğan Turan, Şamil Kafkas, İlkay Akdağlı

Konu:
Shakespeare'nin en sevilen komedilerinden Beğendiğiniz Gibi, zorbalıkla kardeşi tarafından Arden Ormanı'na sürgün edilen Büyük Dük'ün ve ailesinin başına gelenleri anlatır. Dük'ün kızının bir gence ilgi duymasıyla birlikte oyun, Shakespeare komedilerinin çoğunda olduğu gibi tesadüfler, kılık değiştirmeler ve yanlış anlamalarla gelişir ve gittikçe karışarak izleyiciye keyifli saatler yaşatır

14 Ekim 2010 Perşembe

Beady Belle - At Welding Bridge


Norveç'li acid-jazz, pop-jazz diye nitelendirebileceğimiz melankolik tarzları olan grubun yeni albümleri At Welding Bridge özellikle bu güzel sonbahar günlerinde dinlemesi keyif veren bir albüm. Vokal, Beate S. Lech'in sıcak ve sakin sesine kendinizi bırakın sonbaharın tadını çıkarın.


1. Diamond In The Rough 4:52
2. Come Home 4:18
3. The Storm 5:16
4. Apple (Interlude) 1:22
5. Runaway Mind 3:53
6. Bird’s-Eye View 4:11
7. Turn Back Time 3:52
8. Press Of Canvas 3:47
9. Voyage (Interlude) 1:27
10. Leeway 4:58
11. Ambush 3:39
12. Walk On Air 4:01

12 Ekim 2010 Salı

SURNAME 2010

Yiğit Sertdemir , İTÜ'de makine mühendisliği okurken tiyatroyla ilgileniyor. Tiyatro mühendisliğin önüne geçmiş olacak ki şimdilerde yazıyor, yönetiyor, oynuyor.
Candan Seda Balaban, Eczacılık kazanmış ama birde maske biriktirme meraklısı olduğunu farketmiş olacak ki çeşit çeşit maske ve kukla yapıyor.
Evet, bu iki yüreğini dinleyen insan ne olmaları gerektiğine karar vermişler ve bu güzel projede biraraya gelmişler. Başarılı bir şenlik düzenleyip izleyiciyi kendi hayal dünyalarına davet ediyorlar. Surname 2010'da tellallar, mehter, çengiler, Karagöz ile Hacivat, Pişekar ve Kavuklu, meddahlar, cambazlar, güreşçiler ,curcunabazlar yani istanbul şenliklerine ait herşey hatta saydıklarımdan çok fazlası vardı. Oyuncuların hepsi hem kuklaları oynatıyor hem maskelerin ardındaki karakterlere can veriyor hemde İstanbulbazlar olup bizim gerçeğimizi bize sergiliyorlardı.
Çok eğlenceli bu şenliğin Sühendan Hanım'a değilde kendiniz adına düzenlendiğini farzedip geçit törenine kapılamamak mümkün değil. bende öyle yaptım sanırım, içimdeki çocuğu bu şenliğe kaptırdım. Martıların dansları, tiryakilerin sarhoşlukları, Şakbaz ve Şakperi'nin atışmaları , hatta Şakbaz'ın Sühendan hanıma inceden dokundurmaları ama en çokta İstanbulbaz'ların performanslarını sevdim.
Yiğit Sertdemir bu oyunu yazmış, yönetmiş birde Şakbaz'a sahnede can vermiş. Sözünü esirgemeyen Şakbaz güzel ses tonuyla sahnede ilgimi çekmişti ama bunun bir yönetmenin sesi olduğunu şimdi farkediyorum. Sallandık mı? (oyundan küçük bir replikçik)
Tavsiyem o dur ki , 1 ekimde seyirciyle tanışan bu yeni oyunu İstanbul Büyükşehir Belediye Tiyatrolarında izleyin, çocuklarınızla izleyin , içindeki kendi çocukluğunuzu da bu şenliğe götürmeyi unutmayın.




Kadro :
Proje Tasarımı: Candan Seda Balaban-Yiğit Sertdemir
Yazan-Yöneten: Yiğit Sertdemir
Maske-Kukla-Kostüm Tasarımı: Candan Seda Balaban
Müzik-Ses Tasarımı: Selim Can Yalçın-Barış Manisa
Işık Tasarımı: Mahmut Özdemir
Hareket Düzeni: Özgür Tanık
Proje Danışmanı: Engin Uludağ
Şarkı Sözleri: Yiğit Sertdemir

Oyuncular
Ayşem Yağmur Ulusoy
Can Alibeyoğlu
Ceren Hacımuratoğlu
Derya Keykubat
Derya Yıldırım
Elyesa Çağlar Evkaya
Engin Akpınar
Eraslan Sağlam
İrem Erkaya
Mana Alkoy
Mehmet Soner Dinç
Mert Aykul
Özgür Atkın
Özgür Tanık
Seda Fettahoğlu
Semah Tuğsel
Seza Güneş
Şeyda Arslan
Uğur Dilbaz
Yiğit Sertdemir
Zeynep Göktay Dilbaz

8 Ekim 2010 Cuma

İki Çarpı İki


Tiyatro sezonu nihayet açıldı, bende ilk ay şerefine 6 oyuna bilet aldım. Bu ay çok oyun izleyeceğime göre belki de hepsini yazarım.
Devlet Tiyatroları oyunlarınadan açılışı İki Çarpı İki oyunuyla yaptım. Seray Gözler Yeniay ve Adnan Biricik ile sahnede 4 kişi izledik. Matematiğim o kadarda kötü değil hemen itiraz etmeyin. İki kişi sahnede 4 kişiydi, hemde sürekli değişerek, üstelik hiçbir aksesuar yardımı olmaksızın yani salt karakter olarak. Herbiri birbirlerine zıt iki karakteri başarıyla yaşattılar. İki ayrı evli çift, ayrı görüşler, politika,aşk,aldatma vs. Daha fazlasını anlatmayacağım devamı oyunda.

Yazan: Behiç Ak
Yöneten: Serpil Tamur
Dekor Tasarım: Şirin Dağtekin Yenen
Giysi Tasarım: Şirin Dağtekin Yenen
Işık Tasarım: Önder Arık
Yönetmen Yardımcısı: Melek Gökçer
Sahne Amiri: Mahsuni Yılmaz
Kondüvit: Emre Akgül
Işık Kumanda: Kaan Eman

29 Eylül 2010 Çarşamba

Konser Takvimi


Chris Botti - Fahir Atakoğlu
tarih : 08.10.2010 21:00:00
mekan : Haliç Kongre Merkezi
1. Kategori: 225,00 TL
2. Kategori: 150,00 TL
3. Kategori: 110,00 TL
4. Kategori: 80,00 TL
5. Kategori: 60,00 TL



Goran Bregovic ve The Wedding & The Funeral Band
tarih : 08.10.2010 21:30:00
mekan : Küçükçiftlik Park
Normal: 78,00 TL
VIP: 165,00 TL



Scorpions
tarih : 02.10.2010 20:00:00
mekan : Küçükçiftlik Park
Deluxe Lounge: 475,00 TL
Normal: 112,00 TL
Sahne Önü: 270,00 TL


Ozzy Osbourne
tarih : 30.09.2010 21:00:00
mekan : Turkcell Kuruçeşme Arena
Ayakta: 100,00 TL
Sahne Önü: 200,00 TL

23 Eylül 2010 Perşembe

Sonbahar Festivalleri


Memleketimiz festivale doymuyor. Sonbahar geldiğine göre şimdi Caz ve Blues zamanı.
1 Ekim-7 Kasım 2010 tarihleri arasında 21. kez gerçekleşecek olan Efes Pilsen Blues Festival'inin bu seneki konukları; Kenny Neal, New Mitch Woods & His Rocket 88s ve Samuel James. Denizli, Antalya, Konya, Kayseri, Mersin, Adana, Antakya, KKTC, Gaziantep, Diyarbakır, Erzurum, Trabzon, Ankara, Edirne, Çanakkale, Balıkesir, İzmir, Eskişehir, Bursa ve İstanbul 'da yapılacak konserlerin bilet fiyatları illere göre değişiklik gösteriyor. 17 TL ile 33,50 TL arasında biletler mevcut.


20.si yapılan Akbank Caz Festivali 23 Eylül'de başlıyor. 12 Ekim' e kadar sürecek olan festivalde konserlerin dışında belgesel gösterimleri ve atölye çalışmalarıda yer alıyor. Etkinlik programı ve bilet fiyatları için burayı tıktıklayınız.

20 Eylül 2010 Pazartesi

DEVLET TİYATROLARI AÇILIYOR


1 Ekim'de Devlet Tiyatroları açılıyor. İstanbul Devlet Tiyatroları'nın satışa çıkan oyun listesi aşağıda bulunuyor. Diğer illerdeki oyunlar için buraya tıklayınız.


EKİM CEVAHİR SAHNESİ SALON II

01.10.2010 PROFESYONEL
Cuma
Suare
02.10.2010 PROFESYONEL
Cumartesi
Matine
02.10.2010 PROFESYONEL
Cumartesi
Suare
03.10.2010 PROFESYONEL
Pazar
Matine


EKİM KÜÇÜK
SAHNE
01.10.2010 KENDİ KENDİNE KONUŞMAKTIR AŞK
Cuma
Suare
02.10.2010 KENDİ KENDİNE KONUŞMAKTIR AŞK
Cumartesi
Matine
02.10.2010 KENDİ KENDİNE KONUŞMAKTIR AŞK
Cumartesi
Suare
03.10.2010 KENDİ KENDİNE KONUŞMAKTIR AŞK
Pazar
Matine


EKİM AHMET MİTHAT EFENDİ KÜLTÜR MERKEZİ FERİDUN KARAKAYA SAHNESİ

01.10.2010 NE DERSİN AZİZİM
Cuma
Suare
02.10.2010
Cumartesi
Matine
02.10.2010 NE DERSİN AZİZİM
Cumartesi
Suare
03.10.2010 NE DERSİN AZİZİM
Pazar
Matine

16 Eylül 2010 Perşembe

İstanbul Efendisi


Müsahipzade Celal' in "İstanbul Efendisi" eseri İstanbul Şehir Tiyatroları'nda Engin Alkan'ın rejisiyle sahneleniyor. Yaz Oyunları olarak Cemil Topuzlu Açık Hava Sahnesi'nde oynanan bu oyuna gitmekle ne iyi yapmışım. İkibuçuk saat süren böyle uzun bir oyunda hiç sıkılmadan güle oynaya ayrılacağınızın garantisini verebilirim. Yani gülmekle ilgili büyük bir probleminiz yoksa. Böyle eski bir eserin hepsi ayrı yetenekli oyuncularla bu kadar keyifli hale gelmesi çok güzel. Uzun oyunlarda insan bir yerden sonra kopabiliyor ama bu kadro ve eserle mümkün değil. Sürekli güldüğüm, şarkılara eşlik ettiğim çok keyifli bir müzikal izledim. Tüm dostlara tavsiye ediyorum, İstanbul Efendisi bu kadroyla muhakak izlenmeli.

Özellikle danslardaki ayrıntılar çok komikti, Çile Bülbülüm şarkısının yorumlanışı, seyirci arasından sahneye gelip coşturmaları, solo danslar, yeni yorumuyla kılıç kalkan, at arabasının canlandırılmasındaki toynak ayrıntıları ve Aşık Maşuk figürleri çok başarılı bir kompozisyon oluşturmuştu.

İstanbul Şehir Tiyatrolarının son dönemde izlediğim en başarılı oyunu bu oldu. Devlet tiyatrolarına göre biraz vasat bulduğum oyunları nedeniyle son dönemlerde az tercih ediyordum ama bu oyunla fikrim bir miktar değişti. İzlemek gerek hatta bir kez daha seyretmeli, eğlenmeliyim.

Yazan : MUSAHIPZADE CELÂL
Yöneten : ENGIN ALKAN
Dramaturgi : SİNEM ÖZLEK
Koreografi : SENEM OLUZ
Sahne Tasarımı : BARIŞ DİNÇEL
Işık Tasarımı : MURAT İŞÇİ
Kostüm Tasarımı : DUYGU TÜRKEKUL
Yönetmen Yardımcısı : ZAFER KIRŞAN, VOLKAN AYHAN, ASLI NİMET ALTAYLAR, SELİM CAN YALÇIN
Süre : 2 SAAT 45 DK. 2 PERDE

OYUNCULAR
BERNA ADIGÜZEL, CİHAN KURTARAN, ÇAĞLAR ÇORUMLU, ÇIĞDEM GÜREL, DERYA ÇETİNEL, EMRAH ÖZERTEM, ENGİN ALKAN, HAMİT ERENTÜRK, HÜSEYIN TUNCEL, MAHPERI MERTOĞLU , MURAT GÜREÇ, MURAT ÜZEN, REYHAN KARASU, SELİN TÜRKMEN, SENEM OLUZ, SERKAN BACAK, SEVINÇ ERBULAK, TUĞRUL ARSEVER, ÜMİT TAŞDÖĞEN, VOLKAN AYHAN, ZAFER KIRŞAN

Fotoğraflar: Tiyatrodünyası

15 Eylül 2010 Çarşamba

Kuzey Rüzgarları kimin için esiyor?


Kuzey rüzgarları esti, biri yine yollara düştü. Daha çok zaman ve imkan olmalı sürekli dolanmalı seyyah olmalı. Dünya büyük bir deb-i derya ve içinde ben naçizane na kadarda küçücüğüm. Ufacık adımlarım beni heryere götürebilir mi?
Bayramımı Ayvalık semalarına ayırdım. Deniz, güneş... ah hepsi bir arada ne kadar güzel. Şu resimdeki deniz seyyahlarına hayran kaldım. Ne çok yeri dolanıyorlar kimbilir. Kanatlarına takılasım geldi.

Cunda'nın arka sokaklarında evler çok güzeldir ama bu 4. gidişim olmasına rağmen keşif bitmemiş. Bu kapıyı ilk kez görüyorum mesela.




Cunda'da bu tepede görünen değirmenin içinde bir kütüphane ve kafe var. Görülmeye değecek kadar güzel.



Olmazsa olmaz Şeytan Sofrası'nda gün batımı. Her defasında böyle güzel.



Bu gidişimde gezilmedik yer bırakmadım sanırım ama hala emin değilim. Bir sürü fotoğraf daha birikti her kare ayrı güzel. Sarımsaklı koyu, Badavut, Zeytinlikler Cunda'nın arka koylarında keşifler, muhakkak yapılması gereken tekne turu ile adalar keşfi, zeytinyağı ve türevleri , Lokma, kızarmış dondurma, limonata , Lor tatlısı vs... Oh tatil buna denir.
Pek yakında kuzey rüzgarları biri için tekrar eser, çantam her daim hazır.


Not: Fotoları izinsiz kullanmak çok ayıp olur. :)
Diğer ayvalıkla ilgili yazım için buraya tıklayın lütfen.

13 Eylül 2010 Pazartesi

67. Venedik Film Festivali'nde "Çoğunluk"


Bu yıl 67. düzenlenen Venedik Film Festivali'nde "Çoğunluk" ile Seren Yüce "Geleceğin Aslanı" ödülüne layık görüldü. Ödülünü de bir dönem asistanlığını yaptığı gururumuz yönetmen Fatih Akın'ın elinden aldı.

"Çoğunluk" filmi, 35. Uluslararası Toronto Film Festivali ve Ekimde yapılacak 47. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde de gösterilecek.

"Altın Aslan" ödülünü, "Somewhere" adlı filmiyle Amerikalı yönetmen Sofia Coppola
Gümüş Aslan" ödülünü , "La Balada triste de trompeta" filmiyle İspanyol yönetmen Alex de la Iglesia . Alex de la Iglesia aynı filmle en iyi senaryo ödülünü de aldı.
Amerikalı Vincent Gallo "en iyi erkek oyuncu", Fransız Ariane Abed de "en iyi kadın oyuncu" ödüllerini aldılar.

MTV 2010 VİDEO MÜZİK ÖDÜLLERİ

2010 MTV Video Müzik ödüllerini 8 heykelcikle Lady Gaga toparladı. Eminem ödülle yeniden hayat buldu ve Justin Bieber veledi çıkışını ödülle perçinlemeye başladı. Böylece Universal Music Group ödüle doydu. İşte tam liste;

Video Of The Year
Lady Gaga
"Bad Romance"
Directed by Francis Lawrence

Best New Artist
Justin Bieber f/ Ludacris
"Baby"

Best Hip-Hop Video
Eminem
"Not Afraid"

Best Pop Video
Lady Gaga
"Bad Romance"

Best Male Video
Eminem
"Not Afraid"

Directed by Rich Lee

Best Rock Video
30 Seconds To Mars
"Kings And Queens"

Directed by Bartholomew Cubbins

Best Female Video
Lady Gaga
"Bad Romance"

Best Collaboration
Lady Gaga f/ Beyoncé
"Telephone (Long Version)"
Directed by Jonas Åkerlund

Best Dance Music Video
Lady Gaga
"Bad Romance"

Best Art Direction
Florence + the Machine
"Dog Days Are Over"

Art Direction by Louise Corcoran and Aldene Johnson

Best Choreography
Lady Gaga
"Bad Romance"

Best Cinematography
Jay-Z & Alicia Keys
"Empire State of Mind w/ Alicia Keys"

Cinematography by John Perez

Best Direction
Lady Gaga
"Bad Romance"

Best Editing
Lady Gaga
"Bad Romance"

Best Special Effects
Muse
"Uprising"

Special Effects by Humble

Breakthrough Video
The Black Keys
"Tighten Up"

Directed by Chris Marrs Piliero

7 Eylül 2010 Salı

Bir U2 Rüzgarı Geldi Geçti

Ben, Bono, Adam, The Edge, Larry ve diğerleri

Bir yıldır gelecekler di mi ?diye beklediğimiz U2 geldi ve DVD 'sinde izleyip bu nasıl sahne tasarımıdır ? dediğimiz Pençe isimli sahnesini Atatürk Olimpiyat Stadına döşedi.
Konseri yazarak anlatmam mümkün değil, gelip gören şanslı 50 bin civarı kişi zaten bu güzel konserin tadını çıkardı. Ben sadece gelemeyenler için küçük notlar olarak bahsedeceğim.




Konserde Türk dinleyici kadar turistlerinde bulunduğunu söylemem gerek ,hemen hemen her milletten U2 hayranları biraradaydı.

Ön grup Snow Patrol özellikle vokalisti Gary'nin sempatik tavırlarıyla Türk dinleyicisinin gönlünü çaldı diyebilirim. Kırmızı gömlek ve beyaz gravatını bizler için giydiğini belirtmeyide ihmal etmedi. Snow Patrol, U2 ile son konserini dün akşam vermiş oldu ve ekipte çalışanları da sahneye alıp son parçayı birlikte söylediler.
Bono, Adam, The Edge ve Larry saat 22.00'da sakin sakin yürüyerek sahneye çıktılar. Bizler o kadar sakin değildik tabi. Bono'dan bir iki Türkçe selamlama ve "gelmemiz uzun sürdü, sabrınız için teşekkürler" tşk tşk tşk tşk uzayıp gitti. Geldi ya uzun sürmüş olması kimsenin umrunda değildi artık.
U2 şarkıları, Bono'nun mesajlar içeren konuşmaları, konserin konseptinde bulunan ve insan haklarına ilgi çekmek için yer alan görüntülerle dolu dolu geçti.
Bono Türkiye'ye daveti hakkında konuştuğunda birden yuhlanmaya başlandı, bu grubun alışık olduğu bir durum. U2 dinleyicisi istemediği şeyden bahsettirmez. Bunun üzerine Bono siyaset konuşmamı istemiyorsunuz, tamam. köprüden bahsedebilir miyim? dedi. Köprünün sadece Doğu ve Batı'yı birbirine bağlamadığını geçmişi de geleceğe bağladığını söyledi.
U2, yıllar önce Türkiye'de dağıtılan albüm kapağına 1995'te gözlatında kayıp olan Fehmi Tosun için, Fehmi Tosun'u unutma mesajı vermişti. Dün gece yine onun ismini andı ve sonrasında...

Gecenin süprizi , "Mother O The Disappeared" şarkısında Bono'nun Zülfü diye seslenmesiyle Zülfü Livaneliyi ekranda görmemiz oldu, şarkıyı birlikte söylediler ve Zülfü Livaneli Olimpiyat Stadındaki binlerce koro ile Yiğidim Aslanım şarkısını söyledi. Bu sırada Bono elini kalbinin üzerine koyup seyircilere bakıyordu. Etkilenmişe benziyordu.

Bono bizden ne kadar etkilendi bilmiyorum ama gerek resimlerde yansımasını gördüğünüz dev Pençe gerek grubun sahnedeki samimi halleriyle çok güzel bir konser izleyerek biz çok etkilendik. Bono giderken "arayı uzatmayalım" dedi. Bizimde temennimiz o dur yine bekleriz Bono'cum.


Tamam kızmayın konsere gidemediniz , ama bu havayı biraz olsun solumak isterseniz U2'nun 360 Tour Rose Bowl Konser DVD'sini alıp izleyebilirsiniz. Bilgi için tıkayın

1 Eylül 2010 Çarşamba

İ.B.B. ŞEHİR TİYATROLARI YAZ OYUNLARI...


Musahipzade Celâl’in İstanbul Efendisi, Aziz Nesin’in Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz'ı, Ekrem Reşit Rey‘in Lüküs Hayat'ı ve Can Doğan'ın Devr-i İstanbul (ücretsiz) müzikalleri Açıkhavada olacak.
Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi’nde gerçekleşecek olan oyunlara özellikle önlerde yer kalmamış, ben ucundan yakalayıp İstanbul Efendisi'ne bilet aldım. Gitmek istiyorsanız acele etmek lazım biletler tükeniyor.


İstanbul Efendisi
14 Eylül 2010 Salı Saat: 20.30

Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz
16 Eylül 2010 Perşembe Saat: 20.30

Devr-i İstanbul (ücretsiz olduğu için gişelerden yer alınması gerekiyor.)
18 Eylül 2010 Cumartesi Saat: 20.30

Lüküs Hayat
19 Eylül 2010 Pazar Saat: 20.30

31 Ağustos 2010 Salı

Bab-ı Hayat 'ta İftar



Bu ramazanda hiç mekan önerisinde bulunmadım ve hemen bu açığı kapatacağım. Çok gezip az yazıyorum bu aralar idare edin.


Bab-ı Hayat tarihi Mısır Çarşısının üst katında yer alan güzel bir restaurant. Uzun zamandır Mısır Çarşısnından geçerken gözüme çarpıyor ve buraya gitmeliyim diyordum. Bu ramazana kısmet oldu gittim ve özellikle yemeklerden çok memnun ayrıldım. Mekan otantikliği ile gözlere Türk mutfağı ile midelere fasıl ile kulaklara hitap ediyor. Yaprak sarmanın tadı hala damağımda diyebilirim. İçine ne baharatı koydular bilmiyorum çok farklı bir tadı vardı. Antep dolma ve Demirhindi şerbeti'de menünün favorilerindendi. Bu bahsettiğim sebeplerden ötürü tekrar gideceğim kesin.

Bab-ı Hayat'ta iftar için 2 menü seçeneği var burayı tıklayarak sitesinden bilgi alabilirsiniz.

Mekandan birkaç görüntüyüde kondurayım eksik olmasın. Resimlerin üzerine tıklayarak büyük halini görebilirsiniz.