
25 Kasım 2010 Perşembe
24 Kasım 2010 Çarşamba
Büyükada Keyfi


Yazın sıcak günlerinde de Büyükada'ya gidip yeşilin ve çiçeklerin keyfini çıkarıp bol bol resim çekmiştim ama yine yazmaya vakit ayıramamıştım. Yazın güzel günlerinden kalma gökyüzü parlak ve ışıl ışıl bir iki fotoğrafı da sizlerle paylaşıyorum. Demek ki her mevsim Büyükada'ya gidip sokakları arşınlanabilir.

Büyükada ile ilgili daha önceki yazım burada.
Alemdar (Tohum ve Toprak)

İstanbul Şehir Tiyatroları'nın yeni oyunlarından biri olan Alemdar, tarihi içerikli öyküsüyle yakın geçmişimize ait bir öykü. Orhan Asena'nın eseri Engin Alkan yönetmenliğinde sahneleniyor.
Son seyrettiğim çoğu oyunda sahne çok başarılı kullanılıyordu, bu oyundada durum değişmedi özellikle sahnenin altının kullanılması aşağı tabaka ve saray dünyası betimlemesine neden oluyordu. Sarayın arka planındaki dolaplarında sahne altına saklanması da güzel bir uygulamaydı.
Yakın geçmişimizi sergileyen bu oyun hakında daha falza bilgi için bu linke bakınız.
Yazan: Orhan Asena
Yöneten: Engin Alkan
Dramaturh: Sinem Özlek
Sahne Tasarımı: Gamze Kuş
Giysi Tasarımı: Duygu Türkekul
Işık Tasarımı: Mahmut Özdemir
OYUNCULAR
Amber Ağa: Erhan Abir
Alemdar Paşa: Can Başak
II. Mahmut: Serdar Orçin
Ramiz Efendi: Emrah Özertem
Lala Mehmet Bey: Hakan Arlı
Ayşe Sultan: Oya Palay
Kamertap: Yeliz Gerçek
Gülten Kalfa: Berna Adıgüzel
Naciye Kalfa: Çiğdem Gürel
Hünkâr İmamı Ahmet Ağa: Zafer Kırşan
Bayburtlu Süleyman - Bölük Ağası: Ümit Daşdöğen
I. Cariye: Aslı Altaylar
II. Cariye: Esra Karabaş
Tayyar Ağa - Ulak: Tolga Coşkun
Hurşit Ağa: Hüseyin Tuncel
Akağa: Murat Üzen
Yöneten: Engin Alkan
Dramaturh: Sinem Özlek
Sahne Tasarımı: Gamze Kuş
Giysi Tasarımı: Duygu Türkekul
Işık Tasarımı: Mahmut Özdemir
OYUNCULAR
Amber Ağa: Erhan Abir
Alemdar Paşa: Can Başak
II. Mahmut: Serdar Orçin
Ramiz Efendi: Emrah Özertem
Lala Mehmet Bey: Hakan Arlı
Ayşe Sultan: Oya Palay
Kamertap: Yeliz Gerçek
Gülten Kalfa: Berna Adıgüzel
Naciye Kalfa: Çiğdem Gürel
Hünkâr İmamı Ahmet Ağa: Zafer Kırşan
Bayburtlu Süleyman - Bölük Ağası: Ümit Daşdöğen
I. Cariye: Aslı Altaylar
II. Cariye: Esra Karabaş
Tayyar Ağa - Ulak: Tolga Coşkun
Hurşit Ağa: Hüseyin Tuncel
Akağa: Murat Üzen
Cumalıkızık - Bölüm 3

Başlıktan çıkaracağımız sonuç şu ki bu şirin köyü 3. kez ziyaret ediyorum. Bayram tatili için uzun bir yolculuk planlamayınca yakın şehirlere günübirlik gezilerle tatilimi değerlendirdim. İlk durak Osmanlı dokusunu henüz kaybetmemiş olan Cumalıkızık. Ama sit alanı ilan edilen bu şirin yere bakılmazsa yakında güzelliği yok olup gidecek. Eski evlerin zamana kendi kendine dayanması çok zor, böyle çok turist çekerken bakımsız bırakılması da akıl alacak gibi değil.
Kendi aracınızla gidecekseniz yol tarifini çok iyi almanızı öneririm zira Cumalıkızık tabelasını görmek için sapacağınız yolun dibine gelmeniz gerekiyor. Bilmeyen çok kişi girişi kaçırabilir. Ama güzel haber otopark sorunu yok.
Neler yapılabilir kısmına gelince, Cumalıkızık girişinde her türlü reçellerden alınmalı, baklava zeytinyağlı sarmalarla atıştırma yapılmalı, gözlemelerin tadına bakılıp gezi sonrası bu güzel evlerden birinde kahve içilmeli. Bol bol resim çekip bu şirin yerin tadı çıkarılmalı. Daha fala bilgi için daha önce gittiğimde bloğumda anlattığım bu yazımdan öğrenebilirsiniz. Tıklayın
Ben görmedim, duymadım, bilmiyorum demeyin henüz güzelliğini kaybetmemiş olan Cumalıkızık'ı bir görün efenim.
11 Kasım 2010 Perşembe
Tehlikeli İlişkiler
Fransız yazar Choderlos de Laclos'un başyapıt sayılan kitabı Christoper Hampton uyarlamasıyla 1988 yılında en iyi uyarlama dalında Oscar almış. Şimdi bu eser Üsküp doğumlu Aleksandar Popovski yönetmenliğinde İstanbul Şehir Tiyatrolarında oynanıyor.
Oyundaki sahne dev ve hareketli aynalardan oluşuyor. Bu çarpıcı sahne kurgusu oyun içindeki akıcılıkla çok güzel bir hava yaratıyor. Öykü 18. yy sonlarında dönemin Fransız Aristokrasisini eleştiriyor ama günümüz güncel hayatına bile uyarlanabilecek bildik yüzyıllardır devam eden öyküler çakışması diyebiliriz. Yani tarihsel bir oyun ama bugün yaşananların aynısı.
Kostümlerini de çok başarılı bulduğum bu oyunda oyuncuların (sadece bir oyuncu hariç) performanslarıda gayet başarılıydı. Dancey karakterini oynayan genç oyuncu sahnede oyunun içine dahil olamayan, bakınca rolü yaşamayan tek kişiydi malesef. Diğer deneyimli isimlerin yanında göze batmaması imkansızdı zaten.
Ama izlemeye değer bu öykü ve sahneyi kaçırmayın.
Gizli Oturum

1694 yılında kazandığı Nobel ödülünü "Burjuva toplumun değerlerini temsil ettiği" gerekçesiyle reddeden varoluşluğun temsilcilerinden Jean Paul Sartre'nin yazdığı Gizli Oturum oyunu İstanbul Şehir Tiyatrolarında oynanmakta.
Oyun biraz durağan ve uzun sürüyor ama öbür dünyaya başka bir pencereden bakmaya yönlendiriyor. Bu ilginç hikaye bizi düşünmeye zorlayanlardan. İzleyip Jean Paul Sartre'nin kendi yarattığı evreni görmek gerek, cehennem kavramını birde böyle sorgulamak gerek.
Oyun biraz durağan ve uzun sürüyor ama öbür dünyaya başka bir pencereden bakmaya yönlendiriyor. Bu ilginç hikaye bizi düşünmeye zorlayanlardan. İzleyip Jean Paul Sartre'nin kendi yarattığı evreni görmek gerek, cehennem kavramını birde böyle sorgulamak gerek.
Yazan : JEAN PAUL SARTRE
Çeviren : OKTAY AKBAL
Yöneten : ERGÜN IŞILDAR
Sahne Tasarımı : ERGUN IŞILDAR
Işık Tasarımı : ÖZCAN ÇELİK
Kostüm Tasarımı : GAMZE KUŞ
Yönetmen Yardımcısı : REYHAN KARASU-HANİFE SER-ENES MAZAK
Süre : 1 SAAT 30 DAKİKA 2 PERDE
OYUNCULAR
ECE OKAY IŞILDAR, ELİF ÖZGE ÖZDER, EMRE NARCI, ENES MAZAK, İSKENDER BAĞCILAR, OSMAN GİDİŞOĞLU
Fotoğraf: Tiyatro Dünyası
10 Kasım 2010 Çarşamba
Olympos Zirveleri

Bu aralar çok gezip az yazıyorum ama bahanem hazır "çok güzel geziyorum yazacak söz bulamıyorum". 29 Ekim tatilimi Olympos semalarında geçirmeye karar verdiğim için çok mutluyum üç gün zirvelerde dolanıp geri döndüm. Şimdi de zirve günlüğümden anıları sizlerle paylaşacağım hazır olun.

29 Ekim sabahı biraz rötarlı olarak Antalya'ya varınca buluşacağımızı grup YUDOSK dostlarının bir kısmı bizden önce yürüyüşe başlamıştı. Bizim gibi geç kalan diğer şanslı arkadaşlarla rehberimiz Türkiye Dağcılık Federasyonu Yönetim Kurulu Üyeliği yapmakta olan ve saymaya yetmeyecek sporcu ve dağcı kimliği ile Ömer Faruk Gülşen ile Çalbalı (Şalbalı) Dağı'na tırmandık. Kendisini tanıdığımıza sadece ben değil tüm arkadaşlar memnun olduk çünkü yol boyunca nasıl tırmanacağımız hakkında, ağaçlar, kuşlar , Çalbalı Dağı hakkında çokça bilgi aldık. Yani hem yürüdük hem kitap okuduk. Bu doğa dostu adam kütüphanelerde muhakkak bulundurmalı.

Çalbalı Zirvesi 1651 m, çıkmakta inmekte ayrı bir macera ama aklımızda kalan zirvedeki keyif. Zirve tırmanışına başlamadan uzaktan bakıldığında çıkılamaz gibi görünüyordu ama Ömer Faruk hoca hadi dedi ,güven veren bir hali vardı bizde peşine takıldık ve zirveyi gördük, zirve defterine 29 Ekim Cumhuriyet bayramımızda imzamızı attık.

Dönüşte otelimizde leziz bir yemek ardından ateş başında muhabbet, bu keyifli günün en güzel dinlencesiydi. Kaldığımız yerin her yeri limon, portakal ve narla doluydu. Anlayacağınız meyve servisi oturduğun yerden dala uzanıp direk tabağa.

30 Ekim günü rotamız 1936 yılında inşa edilen Gelidonya Feneri'ydi ve Yudosk dostlarıyla yola koyulduk. Güzel ve rahat bir parkur sonrası önce Korsan koyunun güzelliğine ardından denizden 227 m yükseklikteki fenere ve derin deniz manzarasına kavuştuk. Yol boyunca ağaçlıklar içinde ve deniz mavisi bu güzel parkurun tadı damağımda kaldı. Mis gibi sedir ağacı kokusunu sanırım çoktan özledim. Havada tahminimizden daha güzel olunca dönüşte kendimizi Olympos'un güzel sularına bıraktık. 30 Ekimde denize girebilmek ayrıca bir keyifti.
Olympos'ta denize girmeden çevredeki Olympos Anıtsal Mezarları kalıntılarını da ziyaret etmek gerek. Müze Kart'ınızla girip hem geziyor hemde denize yayılıp güneşleniyorsunuz.

Bu güzel günün akşamında da Olympos'a gidilip görmeden dönülmeyen Yanartaş'a serildik. Doğalgaz çıkışı ile yıllarca birçok efsaneye konu olmuş Yanartaş'da ateş başında müzik , muhabbet ve yıldızlarla dopdolu bir gece ile tüm yorgunluğumuzu üzerimizden sıyırdık.

31 Ekim günü Yudosk dostlarıyla ayrılma günümüz, bu doğasever güleryüzlü insanları tanıdığıma çok menun oldum, başka bir sema altında toplanabilmek umuduyla ayrılıp bu serbest günümüzde arkadaşlarımızla bir plan yaptık. Gözümüzü yine zirveye dikmiştik. Otelimizden görüp gözümüze kestirdiğimiz teleferikle çıkılabilen 2365 m yüksekliğindeki Tahtalı Dağı'na rotamızı çevirdik. Güzelliği ile bizi büyüleyen bu dağa adım attığım için çok şanslıyım. Nefes filmindeki sahnelere ev sahipliği yapan bu mekan bulutların üzerinde bir tarafı deniz bir tarafı dağlık manzarasıyla büyüleyiciydi. Dönmeden önce bu güzelliği de gördüğüm için cebimde güzel anılarla, fotoğraflarla, dostluklarla hatta gözüm gönlüm karnım tok yola koyulabilirdik artık.

Antalya'ya kaçkere gittim ama bu güzelliklerini görmemiştim, görülecek keşfedilecek çok yol, zirve ve koy var. Ruhlarınız için bu bedava ilaçları almayı unutmayın, yola koyulun kendinizi doğanın hediyesine karıştırın. Umarım ballandırarak yazmaya çalışıp kelimelere sığdıramadığım bu güzel gezimiz sizlerede rehber olur.
Ömer Faruk Gülşen hakkında bilgi için tıklayınız
Yudsok hakkında bilgi için tıklayınız.
Fotoğrafların altında isim olmayanlar bana aittir. İzinsiz kullanmanız hiç etik değil :)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)